Kapına geldim, ölümle geldim… Eli boş, kalbi kara, yüzü kara geldim.
* * *
Dünya avuttu beni, oyaladı, eğlendirdi. Türlü ziynetiyle kendine çekti. Ben de daldım ona, unuttum seni, unuttum kendimi, unuttum öleceğimi…
Ama bak şimdi ölüm geldi, buldu beni…
* * *
Kimse etmedi bana, kendimin ettiğini… Ben kimseyi değil, ancak kendimi kandırdım. Şeytana uydum, nefsime kandım. “Ebedî yaşayacaksın!..” diye kendimi inandırdım. Yarına dâir ne planlar yaptım, ne hülyalara daldım.
Ancak bir akşam, güneş kızıl eteklerini daha toplamamıştı ki, çalındı kapım…
* * *
Oysa daha yapacak ne çok işim vardı, tadacak ne kadar lezzet, gezecek ne çok yer, toplayacak ne kadar güzellik vardı.
Elimde neler vardı, neler… Ama hiçbiri yetmezdi. Gözüm hep başkalarınınkine kayar dururdu.
Lâkin gözüm şimdi kendi yaptıklarına sâbitlendi.
* * *
Meğer ne kadar az iyilik yapmışım, ne kadar da az başkalarını düşünmüşüm. Hayatımı ne kadar da gafletle geçirmişim. Gençliğimi, zindeliğimi, gücümü, kuvvetimi, aklımı, zekâmı ne kadar da boş yere heder etmişim.
Artık nâfile… Geçen geçiyor, giden dönmüyor.
* * *
Pişman olasım geliyor, ama artık o da nâfile… Ölüm geldi, hayat bitti. Son perde indi ve gerçek hayat başladı. Benim yazdığım, kurgusunu yaptığım, sahneye koyduğum ve şimdi izleyeceğim hayat!..
“Keşke”si olmayan, gizlisi olmayan, dönüşü olmayan, müsveddesi olmayan hayat!..
* * *
Kapına geldim, ölümle geldim… Öldüm de geldim. Eli boş, kalbi kara, yüzü kara geldim.
Musâ peygamber, Tûr Dağı’nda Allah u Tealâ ile konuşma şerefine erdikten sonra: “Yâ Rabbi, benim Cennet’teki komşularım kimlerdir, bazılarını bildirir misin?” diye bir istekte bulunmuştu. Allah, Musâ peygambere: “Senin Cennet’teki komşularından biri, falan yerde yaşayan bir kasaptır. Görmek istersen, dükkânı falan yerdedir. Git, bir gece kendisine misafir ol,” buyurdu. Musâ Peygamber, bu kasabın nasıl bir iyilik işleyerek kendine Cennet’te komşu olmayı hak ettiğini düşündü. Bu merakla, onun bulunduğu bölgeye doğru yola çıktı. Nihayet kasabı bularak: “Ey Allah’ın kulu, bu gece sana misafir olmak istiyorum, kabul eder misin?” dedi. Kasap: “Hay hay! Tanrı misafirlerine, kapım daima açıktır, akşam olsun da eve birlikte gidelim, dedi. Akşam olunca, kasap elindeki sepetin içini yiyeceklerle doldurdu. Birlikte evin yolunu tuttular. Eve gelince kasap: – Bana müsaade buyurun, evvela şu salıncakta, değerli bir misafirim daha vardır. Onun hatırını sorup ihtiyaçlarını karşılayayım, sonra sizinle ilgilenirim, dedi. Odanın bir köşesinde asılı duran salıncaktan yaşlı bir kadın çıkardı. Altını temizledi, elbisesini değiştirdi. Adeta bir iskeletten ibaret kalmış ihtiyarın bütün hizmetini görüp, yemeğini yedirdikten sonra, tekrar yerine yatırdı. O sırada İhtiyar kadının anlaşılır anlaşılmaz bir şeyler söylendiği duyuldu. Kasap da bu sözlere “âmin” dedi. Musâ peygamber sordu: “Bu kimdir ki, kendisine bu kadar özenle hizmet ediyorsun?” Kasap: “Bu benim anamdır. Vaktiyle benim bütün zahmet ve sıkıntılarıma katlanmış vefakâr bir kadındır. Şimdi ben de kendisine evlâtlık görevimi yapmaya çalışmaktayım.” – Peki, hizmetinin sonunda bir şeyler söyledi, sen de âmin, dedin; ne dedi ki? – Annem, hizmetlerimden çok memnun kaldığı için, bana her gün, “Oğlum, Cennet’te Musâ Peygambere komşu olasın.” diye dua eder; ben de âmin derim. Bu olacak iş mi? Musâ Peygamber kim, ben kim? Ben onun yanına bile yaklaşabilir miyim hiç? Bu esnada kendisini tanıtan Musâ Peygamber: “Müjdeler olsun sana,” dedi. “Ben Musâ Peygamber’im. Cennette senin bana komşu olacağını Allah haber verdiği için, komşumu görmek üzere buraya gelmiştim. Anana hizmetten sakın geri kalma,” diyerek oradan ayrıldı.
Bir gün bir kervanın önünü eşkiyalar keser herkes malını alırlar kervandakiler param yok malım yok derler.Ama eşkiyalar inanmazlar ve hepsinde zorla alırlar.En son kervan da bir çocuğa gelirler çocuk eşkiyanın söylemesine gerek kalmadan hemen 2 altınım var annem vermdi.herkes şaşırmıştı.bir çok parası için uyalan söylememişti.herkes utanmıştı.Eşkiyalar şaşırmıştı.Ve neden yalan söylemedin diye sordu eşkiya. -çocuk ise bir para için yalan söylenirmi.eğer söylesek onun cezasın biz ahirete nasıl dayanırız. -eşkiya çocuğun 2 altının verir .ve eşkiyaladığı bırakır müslaman olur.
işte yalan söylememek lazım bir yalan söylendimi mecburen devamını getirmegerekir.belki bir yalan ile cennetteki kevser suyunu içemeyiz.çocuklar yalan atmayın.çünkü her yalan bir öğrenilecektir. ör:bir öğrenci aldığı notu 1 ise ailesine 4 diyorsa ailesi onu veli toplantısın da öğrenir işte hiç bir yalan sozu kadar yalan kalmaz muhakki o yalanın doğrusu öğrenilir...
artık vazgeçiyorum dünyanın bütün nimetlerinden. Artık RABBİME yönelmenin, O' nu bulmanın, O' nu anlamanın O' nun aşkıyla yanmanın, O' nun varlığında yok olmanın zamanı gelmişti... Bütün insanlara, bütün sahte dostlarıma, bütün düşmanlarıma, bütün fantazilere, bütün günahlara, bütün dünyaya sesleniyorum... Ben Rabbimi buldum sizi kaybetsem ne olur... Ben Rabbimi sevdim sizi sevmesem ne olur... Ben Rabbime kul oldum size köle olmasam ne olur... Ben gerçeği buldum siz anlamasanız, dinlemeseniz ne olur... Artık bırakma vaktidir sizi, artık yönelme vaktidir Rabbime, artık secdeye varıp ağlama vaktidir bugün, artık Azraille olan buluşmaya en güzel bir şekilde hazırlanma vaktidir bugün, artık dünyadan göçüş müjdesi gelene kadar ' a kul olma aşkıyla yanma ' ın varlığında yok olma vaktidir bugün...
’ın aşkıyla yan bu gece, Mevlana gibi dön bu gece, Secdeye varıp huzura erince, Şu fakiride an bu gece...
Rabbim Bir insan koy kalbime Ama o insan senin de sevdiğin olsun
Ve bana öyle bir insan sevdir ki O insanın kalbi Seninle sevişen bir mabed olsun. Beni öyle bir insanla buluştur ki benden önce Onunla buluşmuş olan sen olasın
Onunla el ele tutuştuğumuzda İkimizin üzerinde Senin elin olsun
Bana öyle gözler göster ki Ben o gözlerden sana bakayım Bana öyle bir sevgili ver ki O gözler cennete açılan iki pencere olsun
Onunla öyle bir yolda yürüyelim ki Kılavuzumuz sen olasın ey Rabbim
Öyle bir sevgili ver ki bana Ona sarıldığımda kainat bize baksın Birbirine sarılsın Sevgimiz kurtla kuzuları barıştırsın Bize bakıp şeytan Adem’e secde etsin Günah sevap uğruna kendini feda etsin Ölüler birer birer uyansın sevgimizle
Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim! Sevgimizde Muhammed sevilsin Öyle sevelim ki birbirimizi Hz. Hatice göklerden bize seslensin Ve desin ki;
“Bak ya Muhammed bak şu sevgililere onlar bizde… biz de onlardayız. Bak Aşkımız bir kez daha yaşanıyor yeryüzünde.. Allah Aşkımızı öyle çok seviyor ki binlerce insana yaşatıyor..